Unutulan Bağlar, Sessizleşen Gönüller
Eskiden kapılar kilitlenmezdi. Çünkü kapıdan önce gönüller açıktı. Akrabalık sadece soy bağı değil, aynı sofrada bölüşülen ekmek, aynı dertte birleşen kalpti. Şimdi ise kalabalıklar içinde yalnızız; aynı şehirdeyiz ama birbirimize uzak, aynı soyadını taşıyoruz ama birbirimizi tanımıyoruz.
İletişim dediğimiz şey artık birkaç saniyelik mesajlara, görüldü atılmış cümlelere sıkıştı. Hâl hatır sormak bile bir “bildirim” kadar kısa, bir “emoji” kadar yüzeysel oldu. Oysa bir zamanlar bir çay demlemek, bir kapı çalmak, bir “gel otur” demek vardı. Şimdi zaman var ama vakit yok; teknoloji var ama samimiyet eksik.
Misafirperverlik dediğimiz o güzel alışkanlık da yavaş yavaş unutuluyor. Eskiden gelen misafir bereket sayılırdı, şimdi çoğu zaman zahmet gibi görülüyor. Oysa insan insana iyi gelirdi; bir sohbet, bir tebessüm, bir dokunuş… Şimdi her şey hızla akıyor ama içimizde bir eksiklik büyüyor.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey çok basit: Birini aramak, kapısını çalmak, “nasılsın?” diye gerçekten sormak. Akrabalık bağları kanla değil, ilgiyle, emekle ve samimiyetle ayakta kalır. Unuttuğumuz şey tam da bu.
Belki de artık biraz yavaşlamanın, biraz daha insan olmanın zamanı gelmiştir.
Çünkü hayatın bütün ağırlığı, insan omuzlarına tek başına yüklendiğinde taşınması zor bir hale geliyor. Oysa eskiden yük paylaşılırdı. Birinin derdi herkesin derdi olur, birinin sevinci herkesin mutluluğuna dönüşürdü. Şimdi ise herkes kendi dünyasında, kendi telaşında, kendi sessizliğinde kayboluyor.
Akrabalık bağlarının zayıflaması sadece ilişkileri değil, kültürü de sessizce aşındırıyor. Bayramlar eski coşkusunu kaybediyor, ziyaretler azalıyor, hatırlamalar gecikiyor. Bir zamanlar kendiliğinden yapılan pek çok şey, artık hatırlatılmadıkça yapılmıyor. Bu da bizi yavaş yavaş birbirimizden uzaklaştırıyor.
Oysa çok büyük şeylere gerek yok. Uzun uzun planlara, özel günlere, büyük organizasyonlara ihtiyaç yok. Bazen bir telefon, bazen içten bir mesaj, bazen de kapıyı çalıp “geçiyordum uğradım” demek yeter. Çünkü bağ dediğimiz şey, küçük ama sürekli dokunuşlarla güçlenir.
Belki de bugün yapmamız gereken en basit ama en kıymetli şey şu: Birini hatırlamak. Sadece hatırlamak değil, hissettirmek. Çünkü unutulmak, insanın içini en çok sessizce kıran şeydir.
Ve belki de mesele hâlâ çok uzak değil…
Belki de mesele, sadece bir adım atmak kadar yakın.
Bu Yazıyı Puanla
Yorumlar (0)
Yorum Yaz
Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.




